Ana içeriğe atla

Ekonomi ve Yönetim


Ülkemiz yaklaşık 4 yıldan beri derin bir kriz yaşıyor. 2018 yılında ''Kur Şoku'' olarak adlandırılmıştı. Rahip Branson olayı yaşanırken dolar tarihi seviyeleri zorlamış, ardından 5 TL seviyelerine gerilemişti. 8 Kasım 2020 tarihinde kur 8.50 Tl leri aşınca Hazine ve Maliye Bakanı görevinden istifası kabul edilmiş. Kur tekrar düşme eğilimi göstermiş. Merkez bankası başkanlığına Naci Ağbal atanmış, Naci Ağbal döneminde olumlu adımlar atılmış. Politika faizi, piyasının beklentisi yönünde seyredince kur biraz olsun sakinlemişti. 

Takip eden sürecin devamında, Naci Ağbal'ın istifası ve İstanbul Sözleşmesinden çekilmemiz durumu vuku bulunca kur yeniden kontrolsüzleşmeye başlamış bu olayın Hafta sonunda yurt dışı borsalarında 8.50 bandları zorlanmıştı. Ağbal'ın yerine gelen Lütfü Elvan döneminde de Faiz'in artırılması gerektiği savunulmuştu. Ancak gelişen olayların ardında Lütfü Elvan dönemi de son buldu. Ardından Merkez Bankası politika faizini indirdi. Her indirdiğinde kur yükseldi ve geldiğimiz noktada kur : 17.10 TL. Artık kuruşların bir önemi kalmadı kurdaki oynaklık günlük 2-3 Tl bile olabiliyor. Sorunlardan bir tanesi de bu aslında İhracat ve ithalat yapan iş insanları günlük fiyatlar verirken bile zorlanıyorlar. Kur'un yüksek olması enflasyona direkt olarak yansıyor. Asgari ücret artsa da gelen hayat zamlarıyla, ücretler karşılaştırıldığında Türk Halkı her geçen gün fakirleşmeye devam ediyor. 

Benim değinmek istediğim nokta ise şu : " Neden faizlerin artması gerekiyor? Merkez Bankası neden artırmıyor ?"

Öncelikle; Halkımız maalesef toplum olarak ekonomik kalkınmayı başaramamış ve Türkiye sürekli büyümeyi tercih etmiş. Üstüne enflasyonist bir girdaba girince zenginle fakir arasındaki fark gittikçe açılmış. Halk, TÜİK'in verilerine güvenmiyor. Parasını Türk Lirasında tutmayıp Döviz ve Altına yöneliyor ya da Son aylarda ortaya çıkarılan Kur korumalı Mevduata geçiyor.

Kur korumalı mevduat milli paramızı dolara endekslemekten başka bir icraat değildir. Politika Faizini artırmak yerine Politika Faizini son toplantıda da 14 te tuttuk. Ancak Bankadan kredi kullanmak isterseniz maliyetiniz %28-30 arasında. Aslında düşmüş bir faiz de görünmüyor. Bu durumdan bankalar karlı çıkıyor. %14'ten topladığı parayı halka %30 ile satıyor. Kur korumasıyla doları sadece 11Tl- 13 Tl arasında tutma imkanımız 3-4 ay kadar oldu. Peki bu kuru koruyan kim ? Kuru korunan kim ? Kuru korunan para sahibi olanlar. Kuru koruyanlar ise Hazineyi ödediği vergilerle kurtarmaya çalışan 80 milyon Türk Vatandaşı. 

Geldiğimiz noktada artık Halk, Türk Lirasına ve devlet otoritelerine güvenmiyor. Türk yatırımcı ve şirketler parasını ülkede tutmuyor. ( Bunların hesabı sorulmalı) Yabancı yatırımcı neden gelsin ?

Bizim yabancı yatırımcıyı ülkemize çekecek cazibeyi meydana getirmemiz gerekiyor. Yaptığımız çok hata var ama neresinden dönersek dönelim karımıza olacaktır. Yabancı yatırımcı bir ülkeye 2 farklı şekilde yatırım yapabilir. 

1-Portföy Yatırım 

2- Fiziki Yatırım. 

Biz 2. seçeneği tercih etmeliyiz. Örneğin ; Volkswagen gelsin burada fabrika açsın. Açsın ki istihdam sağlansın ve biz ülke olarak araba ihraç edelim. Yedek parça üretelim. 

Bu yatırımların olması için gerekli olan şeylerin hepsi Dünyadaki tüm üniversitelerde tüm İktisat-İşletme vb. bölümlerdeki öğrencilere aynı şekilde anlatılıyor. Hukukun Üstünlüğü ilkesi eğer bir ülkede  ne kadar iyi işlerse o ülkede yabancı yatırımcı o kadar vardır. Hukuka güven olmadığı yerde yatırım e yatırımcı  hiç bir zaman olmaz. Bu güvenli ortam olmadan ne portföy yatırımı ne de fiziki yatırım alabiliriz. Dünyanın neresinde ve hangi ülkesi olursa olsun. Ekonomi ve finans sisteminin iyi çalışması için gerekli şartlar tüm ülkeler için aynı ve eşit. Fakat bu bilgileri ve donanımlı kişilerin makamlarında bu yetkileri her zaman kullanamayabiliyor . Biz yetki verdiğimize karar özgürlüğü de vermeliyiz. Kurumlar bağımsızlaştıkça Ekonomik kalkınma kendiliğinden olacaktır.


















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ülkelerin Kaderi Eğitim

Bir ülkenin kaderi eğitim... Bir ulusun geleceğinin teminatı. Onları yetiştiren öğretmenler. Peki ülkemizde eğitim nasıl veriliyor ? Modern görünümlü eğitim binaları kaliteli eğitim için yeterli midir ?  Temel problemlerimizin bir çoğu okullara bakış açımızda yatıyor. Okulları birer diploma fabrikası olarak görüyoruz. Her gencin hayali bir üniversite mezunu olmak. Ailelerin de baskısıyla çocuk kendisine başka çıkar bir yol bulamıyor.  Ortaokul dan itibaren ezberci ve dayatılan bir eğitim sistemi ile çocuklarımızı baş başa bırakıyoruz. 12 yaşındaki bir çocuğa yani henüz oyun çağı sayılabilecek bir yaşta onun kaderinin bu gireceği sınav belirleyecek baskısı yapılıyor. Aileler maalesef çocuklarını birer yarış atı görüp bitiş çizgisinde galip gelmelerini bekliyorlar. Bu beklenti çocuklarımızı birer kaygı makinesine çeviriyor.  Çocuklarımızın aldığı ezberci sistem ise gereksiz bilgileri bir yük olarak önüne sürüyor. Bu kadar bilgiyi bu çocuk nasıl hafızasında tutacak ? Tutması...

Korona Virüs

                                   Korona ve Türkiye  Tüm Dünyayı sarmalayan virüs "Corona" mutasyon geçirerek Covid19 adıyla salgın boyutuna ulaştı. Ülkemizde ilk vaka 11 Mart 2020 tarihinde görüldü. Hemen ardından Sağlık Bakanlığı daha önceden kurmuş olduğu Bilim Kurulu ile birlikte harekete geçerek Korona Virüs ile mücademiz başlamış oldu. İnsanlara "Evde Kalın" çağrıları yapıldı. Çünkü virüs insanlar arası bulaştığı için temasın kesilmesi gerekiyordu. Temas kesildi de aynı gün alınan tedbirler etkili de oldu şu ana kadar verilere bakılacak olursa başarılı bir sınav verdiğimizi kontrolsüz bir artış olmadığını görüyoruz.  AVM'ler, Kafeler, Eğlence Yerleri gibi birçok halka açık alan kapatıldı. İnsanlarımız sokağa çıkma yasağı varmış gibi davrandı ve kendini karantinaya aldı. Tabipler Odasının açıklamasına göre Salgın 9-11 Hafta arası etkili oluyor ancak Harwardlı bilim insanlar...