Ana içeriğe atla

Ülkelerin Kaderi Eğitim

Bir ülkenin kaderi eğitim...

Bir ulusun geleceğinin teminatı. Onları yetiştiren öğretmenler.

Peki ülkemizde eğitim nasıl veriliyor ? Modern görünümlü eğitim binaları kaliteli eğitim için yeterli midir ? 

Temel problemlerimizin bir çoğu okullara bakış açımızda yatıyor. Okulları birer diploma fabrikası olarak görüyoruz. Her gencin hayali bir üniversite mezunu olmak. Ailelerin de baskısıyla çocuk kendisine başka çıkar bir yol bulamıyor. 

Ortaokul dan itibaren ezberci ve dayatılan bir eğitim sistemi ile çocuklarımızı baş başa bırakıyoruz. 12 yaşındaki bir çocuğa yani henüz oyun çağı sayılabilecek bir yaşta onun kaderinin bu gireceği sınav belirleyecek baskısı yapılıyor. Aileler maalesef çocuklarını birer yarış atı görüp bitiş çizgisinde galip gelmelerini bekliyorlar. Bu beklenti çocuklarımızı birer kaygı makinesine çeviriyor. 

Çocuklarımızın aldığı ezberci sistem ise gereksiz bilgileri bir yük olarak önüne sürüyor. Bu kadar bilgiyi bu çocuk nasıl hafızasında tutacak ? Tutmasına gerek var mı ?

Bunun yerine çocuklara ufak yaştan itibaren sorgulamayı öğretmeliyiz. Yorumlama kabiliyetlerini artırıcı eğitimler vermeliyiz. Kitap okutarak dünyaya açılan pencerelerini genişletmeliyiz. Ufukları açık olmalı ki dünyayı takip edebilsinler. 

Türkiye'de insanlar kitaba sadece günde 1 dakikalarını ayırıyor. Sadece 1 dakika...

Kitaba 1 dakika ayıran ülkemizde internete ayrılan süre 3 saat. Televizyona ayrılan süre ise  6 saat olarak kayıtlara geçiyor. Kitap okuma alışkanlığı sırasında ise 86.sıradayız.

Satılan her kitabın 65'i aşk 24'ü siyasi 13'ü düşünce 7'si ise kişisel gelişim olarak kayıtlara geçmiş. 

Sanırım bu verilerin üzerinde biraz düşünmemiz gerekiyor.

Üniversitelere bakacak olursak. Üniversitelerin günümüzde işlevi diploma fabrikası işlevi görüyor. Üstelik mezunlarımız iş bulamıyor. Rakamlar burada da iç bunaltıcı.. Her 5 üniversite mezunundan 1'işsiz.

Üniversiteleri bir meslek bulmak için seçmemeliyiz. Üniversitelerin amacı da gençlere iş bulmak değildir. Üniversiteler, toplumun entelektüel birikimini artırmak ve bilim üretmek için kurulur. Önce kütüphanesi kurulur sonra fakültesi fakat bizde önce fakültesi sonra köşeye kuytu bir yere kütüphanesi kurulur.

Üniversite sayısını artırarak başarıya ulaşamayız. Bizim eğitimde ve üretimde kaliteye ulaşmamız gerekiyor. Bunun içinde Üniversitelerin çoğalması değil kalitelerin artması gerekiyor. Her ile Üniversite mantığının tutmadığı, verim alınamadığı açıktır. Örneğin Türkiye'de 130 Devlet Üniversitesi 73 Vakıf üniversitesi var. 130 Devlet üniversitesinden devam edelim. Her sene bu okullara ödenekler yapılıyor. Bu sayı 45 olsa her okula yaklaşık %30fazla ödenek yapılır. Her üniversitede her türlü tesisine ve kütüphanesine veya başka ihtiyaçlarına kavuşur. Bu seçenek bizim için elzem olmalıydı ancak artık çok geç kalınmış gözüküyor. 

Tüm bunlara ek halen üniversitelere talep de artıyor. Herkes bu okullardan mezun olmak istiyor. Dolayısıyla ara eleman kaybımız da oldukça artıyor. Herkes masa başı iş istediği için kimse elini kire bulaştırmak istemiyor. Hem sanayide kalkınmak istiyoruz. Hem de meslek okullarına önem vermiyoruz. Peki bu okul sayılarına rağmen bir başarıya ulaşabiliyor muyuz ? Yine OECD raporlarına göre Eğitimde 41.Sıradayız. Sonuç olarak binalarla, okul sayılarıyla başarıya ulaşılamıyor. Eğitimde kalitemize artıramazsak üretimde de kalitemizi artıramayacağız. 

Bugün, Türkiye 2.Çin olmak yolunda ilerliyor. Üretim maliyetleri açısından düşük maliyetli ülke olarak görülüyoruz. Peki buna rağmen Honda Üretim yerini bu yıl neden Türkiye'den çekmek istiyor? Düşük iş gücüne rağmen... Demek ki kaygılanmamız gereken başka hususlar var. (Hukuk ve Adalet gibi kavramların göz ardı edilmesi gibi. Daha önceki yazılarda bunlarla alakalı bilgiler vermiştim.)

Türkiye, Çin olma yolunda ilerlememeli kendi yolunu çizmelidir. Bugün, Çin dahi iş gücü cazibesini kaybetmekte Çünkü makineler artık çok daha az maliyetle üretim hattında. Her geçen gün insana ihtiyaç duyulmayan bir dünyaya gireceğiz. Bir çok mesleğe gerek kalmayacak. Bugün yazılım sektöründeki çoğu kişi 20 sene sonra işini kaybetme yolunda. 

Dünya, çok hızlı bir şekilde dönüşüyor. Bu süreç, bu dönüşüme ayak uyduramayan insanlarla başladı. Bugün ona ayak uyduramayan ülkelerle devam ediyor.

Türkiye olarak içeride problemlerimizin başında

1-Gelirin adil dağıtılmaması

2-Verginin adil toplanmaması

3-Liyakatın terk edilmesi

4-Cari açıkla büyümek

5-Enflasyon problemi

6-İç politikadaki gergin ortam

7- Eğitim Sistemindeki çıkmaz sorunlarımız.

Saymakla bitmeyen problemlerimiz var.

Sonuç Olarak :

Yüzümüzü bilime dönmek zorundayız. Bilimden uzaklaştıkça yüksek faiz, yüksek kur , yüksek enflasyon üçgeninden kurtulamayız. Hukukun üstünlüğü ilkesini uygulamalı. Herkese adil davranmalı ve eşit yaklaşılmalı. Her şeyden önce Eğitim Sistemimizi son kez ve geri dönülemez şekilde dünyaya uyumlu bir biçimde düzenlemeli. Kaliteli insan topluluğu olarak dünyaya örnek olmalıyız. 












Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Korona Virüs

                                   Korona ve Türkiye  Tüm Dünyayı sarmalayan virüs "Corona" mutasyon geçirerek Covid19 adıyla salgın boyutuna ulaştı. Ülkemizde ilk vaka 11 Mart 2020 tarihinde görüldü. Hemen ardından Sağlık Bakanlığı daha önceden kurmuş olduğu Bilim Kurulu ile birlikte harekete geçerek Korona Virüs ile mücademiz başlamış oldu. İnsanlara "Evde Kalın" çağrıları yapıldı. Çünkü virüs insanlar arası bulaştığı için temasın kesilmesi gerekiyordu. Temas kesildi de aynı gün alınan tedbirler etkili de oldu şu ana kadar verilere bakılacak olursa başarılı bir sınav verdiğimizi kontrolsüz bir artış olmadığını görüyoruz.  AVM'ler, Kafeler, Eğlence Yerleri gibi birçok halka açık alan kapatıldı. İnsanlarımız sokağa çıkma yasağı varmış gibi davrandı ve kendini karantinaya aldı. Tabipler Odasının açıklamasına göre Salgın 9-11 Hafta arası etkili oluyor ancak Harwardlı bilim insanlar...

Ekonomi ve Yönetim

Ülkemiz yaklaşık 4 yıldan beri derin bir kriz yaşıyor. 2018 yılında ''Kur Şoku'' olarak adlandırılmıştı. Rahip Branson olayı yaşanırken dolar tarihi seviyeleri zorlamış, ardından 5 TL seviyelerine gerilemişti. 8 Kasım 2020 tarihinde kur 8.50 Tl leri aşınca Hazine ve Maliye Bakanı görevinden istifası kabul edilmiş. Kur tekrar düşme eğilimi göstermiş. Merkez bankası başkanlığına Naci Ağbal atanmış, Naci Ağbal döneminde olumlu adımlar atılmış. Politika faizi, piyasının beklentisi yönünde seyredince kur biraz olsun sakinlemişti.  Takip eden sürecin devamında, Naci Ağbal'ın istifası ve İstanbul Sözleşmesinden çekilmemiz durumu vuku bulunca kur yeniden kontrolsüzleşmeye başlamış bu olayın Hafta sonunda yurt dışı borsalarında 8.50 bandları zorlanmıştı. Ağbal'ın yerine gelen Lütfü Elvan döneminde de Faiz'in artırılması gerektiği savunulmuştu. Ancak gelişen olayların ardında Lütfü Elvan dönemi de son buldu. Ardından Merkez Bankası politika faizini indirdi. Her indird...